Faik Öztrak: Hazırladıkları her tuzağın farkındayız

CHP Sözcüsü Faik Öztrak; Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, gündemi değerlendirdi. Öztrak, şunları söyledi:

* “Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sona erdi. Bugün gündemimizde; ülkemizi yönetme kabiliyetini tamamen yitiren beceriksiz saray hükümetinin devlette sebep olduğu yönetim krizi; hak, hukuk, adalet tanımayan eylemleri, mutfaklarda her gün daha da büyüyen yangın vardı. Kurulumuzda, seçim ve sandık güvenliğini sağlamak amacıyla, izleyeceğimiz yol haritamızı da gözden geçirdik.

“MEHMETÇİK’İMİZE ZAMANINDA EMİR VERMEDİ”

* ‘Bir ülke ya ilimle ya zulümle yönetilir.’ Sarayın kibirlisinin ve şürekâsının ilimden hiç nasiplenmediklerini, devleti nasıl bir yönetim krizine soktuklarını, 85 milyon yurttaşımız, en acı şekilde yaşıyor, görüyor… Erdoğan Şahsım Hükümeti elinde, her afet, felaket oldu. Fay hatlarına bina dikme izni verdi. Binalar milletimizin başına yıkıldı. İmar afları çıkardı. Meydanlarda bu aflarla övündü. Affettiği dayanıksız binalar milletimizin başına yıkıldı. İlimsiz sarayın kibirlisi ve şürekâsı depremden sonra, Mehmetçiğimize zamanında emir vermedi. Askerimiz enkazın başına zamanında yetişemedi.

“UTANMADAN SIKILMADAN, SORUMLULUĞUNU, MİLLETTE YIKMAYA KALKTI”

* Deprem enkazının altında, 50 binden fazla yurttaşımız yardım çığlıklarıyla, soğukta donarak can verdi. Enkazın başında bekleyen çaresiz analardan, babalardan, çocuklardan, dedelerden, ninelerden ‘Nerede bu devlet?’ feryatları arşa yükseldi. Sarayın kibirlisi bir de utanmadan sıkılmadan, sorumluluğunu, millette yıkmaya kalktı.

“ANKARA’NIN GÖBEĞİNDE İŞLENEN BU SİYASİ CİNAYET AYDINLATILDI MI?”

* Sandığın milletimizin önüne gelmesine artık 40 gün kaldı. Sandıkta millete hesap verme günü yaklaştıkça kifayetsiz, beceriksiz, liyakatsiz kadroların, zulmü, şantajı, tehdidi, yalanları her gün daha da çirkinleşiyor. Sinan Ateş cinayetinin üzerinden tamı tamına 94 gün geçti…

* Ankara’nın göbeğinde işlenen bu siyasi cinayet aydınlatıldı mı? Gerçek katiller, tetikçileri azmettirenler bulundu mu? Adalet önüne çıkarıldı mı? Hayır! Cinayet şüphelisi, MHP’li milletvekilin evinde tutuklandı. Tutuklamayı yapan polis memurları ya başka yere sürüldü ya da yapılan baskılara dayanamayıp emeklilik dilekçesi verdi. Şimdi sıra, dosyadaki delilleri karartmaya geldi.

* Ama ne yaparlarsa yapsınlar. Sinan Ateş’in ablasının, ‘Sinan Ateş için Adalet’, ‘Sinan Ateş Cinayeti Aydınlatılsın’ feryatlarının dinmesine artık 40 gün kaldı. Yetim bırakılan iki kız çocuğumuzun gözyaşlarının dinmesine, 40 gün kaldı. 40 gün sonra, yargının elini tutmaya kalkan o pis eller, kırılacak. Sinan Ateş cinayeti tüm yönleriyle aydınlatılacak.

* Sandık yaklaştıkça Erdoğan’ı koltuğunu kaybetme korkusu sardı… İşi kameraların önünde, İYİ Parti Sayın Genel Başkanı’nı; ‘Benim adım Tayyip, konuştuğun zaman buna göre konuş. Beni kendinle uğraştırma’ diye, açıkça tehdit etme noktasına vardırdı. Ertesi günü İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı kurşunlandı. Saray şimdi dört koldan bu saldırıyı, sıradan bir adli vaka gibi göstermeye çalışıyor. Sıkılan mermileri, ‘Hırsız kovalamacası’ diye, yutturmaya uğraşıyor.

* Ama ortada ne hırsız var ne de iddia ettikleri saatte, bir hırsızlık ihbarı. Hiç kimse milletimizin aklıyla dalga geçmeye kalkmasın. Bu sıkılan mermilerin azmettiricisi bellidir. Millet İttifakı olarak bizim kimseden korkumuz yok. Milletimiz sarayın hangi dolapları çevirdiğini görüyor. Duyuyor, notlarını da veriyor. Milletimiz bizimle beraber, Millet İttifakı ile beraber. Ne yaparsanız yapın… Ne kadar çirkinleşirseniz, çirkinleşin… 15 Mayıs sabahı Millet İttifakı kazanacak. Milletimiz kendini unutanlardan, sesini duymayanlardan, halini görmeyenlerden yaptıklarının hesabını soracak. 13. Cumhurbaşkanımız, Millet İttifakının adayı Kemal Kılıçdaroğlu olacak.

“ZULMÜN OLDUĞU YERDE, HUZUR OLMAZ”

* Bizim devlet anlayışımızda, adalet mülkün temelidir. Büyük Selçuklu’nun büyük devlet adamı, büyük veziri Nizam-ül Mülk ‘ün 937 yıl önce söylediği gibi ‘Küfr ile belki, amma zulüm ile payidar kalmaz memleket.’ Zulüm ile yönetilen bir ülke, asla payidar olamaz. Çünkü zulmün olduğu yerde, huzur olmaz. Ağızların tadı, sofraların bereketi olmaz. Tıpkı bugün ülkemizde olduğu gibi.

“ZULÜM OLAN YERDE BOLLUK, BEREKET OLMAZ”

* Erdoğan hükümetleri 21 yılda; milletimizden 2 trilyon 561 milyar dolar vergi topladı. İçeriden ve dışarıdan 149 milyar dolar borç aldı. Atadan dededen kalan kurumlarımızı 63 milyar dolara sattı, savdı. Kendinden önceki tüm hükümetlerin 79 yılda harcadığı paranın tam dört katını, 2 trilyon 773 milyar doları 21 yılda yedi, bitirdi. Ama hâlâ on parmağında on kara… Kendinden önceki hükümetlere, devlet adamlarına sürüp, duruyor. Ama ne yaparsa yapsın mızrak çuvala sığmaz. Zulüm olan yerde bolluk, bereket olmaz. Paralar şatafata, israfa, gösterişe, yolsuzluğa gider… Ülkenin sınırlı imkânları etkin kullanılmaz. Millete verilen sözler tutulmaz. Tıpkı bugün Türkiye’de olduğu gibi…

“2011’DE SEÇİMLERE GİDERKEN İLAN EDİLEN 2023 HEDEFLERİ VARDI”

* 2011’de seçimlere giderken ilan edilen 2023 hedefleri vardı. Sonra bu hedefler 10. Kalkınma Planına da kondu. Erdoğan’ın millete resmi taahhüdü oldu. Erdoğan, ‘2023’te milli geliri 2 trilyon dolara çıkarma’ sözü verdi. 2023 geldi, şimdi bu yıl milletin geliri, ancak 867 milyar dolar olur diyor. Yani millete taahhüt ettiğinin yarısı bile değil. Yine Cumhuriyetimizin 100. Yılında her bir vatandaşımızın yıllık gelirini, ‘25 bin dolara çıkarma’ sözü verdi. Şimdi kişi başına gelir, bunun yarısını bile bulmuyor. 10 bin 71 dolarda kalıyor. Ama utanmadan bununla böbürleniyor. Düşürdüğüne artırdım diyor. ‘2023’te Türkiye, 500 milyar dolar ihracat yapacak’ dedi. Şimdi, ‘2023’te ihracat 265 milyar doları anca bulur’ diyor. Yine millete taahhüdünün yarısı.

“BUNLAR VERDİKLERİ SÖZÜ, GÖREVE GELİNCE UNUTANLARDIR”

* Bir de ikiye katladığı vaadi var. O da işsizlik. ‘Yüzde 5 olacak’ dediği işsizlik, bu yıl ‘Yüzde 10,4′ olacak. Erdoğan; açıkladığı, durmadan övündüğü, 2023 hedeflerinden hiçbirini tutturamadı. Vaatlerini yerine getiremedi. Şimdi çıkmış ‘sözlerini tutmaktan’ bahsediyor. Hep diyoruz, bunların en büyük siyasi sermayeleri arsızlıktır. Bunlar verdikleri sözü, göreve gelince unutanlardır. Sandık ufukta görününce vaat bohçasını açıp seçim sonrası üzerine yatanlardır. Bunlar tutmadıkları sözlerle, damadın dediği gibi aya, dört şeritli yol döşerler.

“MÜŞTERİSİNDEN PAHALIYA PARA TOPLAYAN BANKALAR HERKESE KREDİ VERMEZ OLDU”

* Sarayın kibirlisi millete verdiği hiçbir sözü tutmadı. 2018’de 24 Haziran seçimlerine giderken Erdoğan, ‘Siz bu kardeşinize yetkiyi verin ha ondan sonra faizle şununla, bununla nasıl uğraşılır göreceksiniz’ dedi. Peki, dedi de ne oldu? Bankaların mevduat faizleri 10 yılın zirvesinde. Erdoğan faizle uğraşma sözü verdiğinde, ihtiyaç kredisi faizleri yüzde 24’tü. Şimdi yüzde 32. Konut kredisi faizi yüzde 13’tü şimdi. Yüzde 17. O da krediyi bulup alabilirsen… Müşterisinden pahalıya para toplayan bankalar herkese kredi vermez oldu.

“ERDOĞAN’IN KERAMETİ KENDİNDEN MENKUL ‘FAİZ SEBEP, ENFLASYON NETİCE’ SAFSATASI KOSKOCA ÜLKEYİ PERİŞAN ETTİ”

* Erdoğan faizle şunla, bunla uğraşma sözü verdiğinde bir dolar 4 lira 68 kuruştu. Bugün 19 lira 18 kuruş. Bir euro 5 lira 45 kuruştu. Bugün 20 lira 73 kuruş. Faizle, dolarla, avroyla uğraşacağım dedi. Milli paramızı pul etti. Kibir abidesi Erdoğan’ın kerameti kendinden menkul; ‘Faiz sebep, enflasyon netice’ safsatası koskoca ülkeyi perişan etti. Yetmedi düşecek dediği dış ticaret açığımız şubat ayında 118 milyar dolarla tüm zamanların rekorunu kırdı. Hiçbir hesaplarını tutturamadılar. Döviz kurunu patlattılar. Ardından; Dövize Çevrilebilir Mevduattan çalma Kur Korumalı Mevduat diye bir şey uydurdular. Nebati Bakan çıktı millete; ‘En kötü senaryoda bile, Hazine’ye tek kuruş yük gelmeyecek’ dedi.

* Sadece geçtiğimiz yıl, Kur Korumalı Mevduatın milletimize faturası 184 milyar lira oldu. Bu kadar para ödediler. Merkez bankasının arka kapısından, milletin dövizlerini sattılar. Ama sabit kur uygulamasının millete faturası, her gün daha da artıyor. Şimdi panikteler. Seçimden önce döviz kurunu elden kaçırmamak için, Kur korumalı mevduatta kural üstüne kural değiştiriyorlar. Sadece son bir haftada 3 kez değişiklik yaptılar. Sonunda döviz kurunu tutabilmek için Kur Korumalı Mevduatta faizin üst limitini de kaldırdılar. Faizi tutmaktan tamamen vazgeçtiler. Ne oldu nas? ‘Nassın gereği’ diyerek, milleti iki yıldır sebebi oldukları enflasyona, hayat pahalılığına ezdirdiler. Şimdi dolar alıp başını gidince faiz nas olmaktan çıktı.

* O meşhur fıkrada dendiği gibi: Madem günün sonunda faizleri artıracaktınız bunca herzeyi neden yediniz? Millete bunca zulmü neden yaptınız? Güya faiz düşünce, enflasyon da düşecekti. Faizleri indirmeye başladıklarında enflasyon yüzde 19’du. Şimdi yüzde 50,5. O da TÜİK ‘in ağır makyajlı rakamlarıyla… Mart ayında 12 aylık enflasyon; ENAG ‘a göre yüzde 112,5. İstanbul Ticaret Odasına göre yüzde 73. TÜİK ‘e göre yüzde 50,5. Son 7 aydır İstanbul Ticaret Odası’yla, TÜİK enflasyonu arasındaki makas, 20 puanın üzerinde.

“SON BİR YILDA KİRALAR İSTANBUL’DA, YÜZDE 137 ARTMIŞ”

* Memlekette kiralar almış başını gitmiş. Son bir yılda kiralar İstanbul’da, yüzde 137; Ankara’da yüzde 150, İzmir’de yüzde 180, Bursa’da yüzde 200 artmış. Ama TÜİK ‘e göre kiralardaki yıllık artış yüzde 63. Vatandaşın muhatap olduğu gerçek kirayla, TÜİK ‘in kirası arasında iki, üç kat fark var. Bu arada tüm dünyada gıda fiyatları düşüyor. Bizde ise hâlâ rekorlar kırıyor. Mart ayında gıda enflasyonu, yüzde 67’nin üzerinde… Mart ayında enflasyon şampiyonu, dana eti. Dana etindeki aylık artış, yüzde 20. Kuzu etindeki artış yüzde 15. Kıymanın kilosu 300 lirayı geçmiş.

“GIDA ENFLASYONUNDA DÜNYADA İLK BEŞİN İÇİNDEYİZ”

* Dünya Bankası’nın son açıkladığı Gıda Güvenliği Raporu’ndaki verilere göre gıda enflasyonunda dünyada ilk beşin içindeyiz. Rakiplerimiz Ruanda, Gana, Sri Lanka gibi ülkeler. Tarım devriminin yapıldığı bu topraklarda, bu beceriksiz Hükümetin, ülkemizi düşürdüğü hale bir bakın… Ucube şahsım rejimi beş yılda, asgari ücretlinin sofrasından; 13 kilo peyniri, 629 yumurtayı, 21 kilo tavuk etini, 28 kilo pirinci, 41 kilo toz şekeri, kaptı kaçtı. Şimdi milletimize söylüyoruz: Erdoğan cumhurbaşkanı koltuğuna oturduktan sonra, asgari ücretle; aldığın yumurtadan, aldığın sütten, aldığın peynirden, aldığın ekmekten, bugün daha az alıyorsun. Erdoğan’a oy verme. Çünkü işini yapmamış, seni mağdur etmiş.

“RAHMETLİ AŞIK MAHZUNİ ŞERİF, SANKİ BUNLARI BİLMİŞ DE SÖYLEMİŞ”

* Bugün bu ülkede, orta boy soğanın tanesi, ‘7 lira 14 kuruş.’ Şöyle irice bir soğanın tanesi, ‘11 lira 33 kuruş.’ Bir kilo soğan markette 25 lira… Pazar tezgâhında 30 lira… Milletimiz, 2002’de bunlar işbaşına geldiğinde, bir çeyrek altın aldığı paraya, bugün bir kilo soğan alamıyor. 21 yılın sonunda, Erdoğan şahsım hükümetlerinin ülkeyi getirdiği yer, işte burası. Rahmetli Âşık Mahzuni Şerif, sanki bunları bilmiş de söylemiş. ‘Yoksulun sırtından doyan doyana. Bunu gören yürek, nasıl dayana. Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana. Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?’ ‘Soğan ekmek yeriz, reisimizi yedirmeyiz’ diyenlere, şimdi soruyoruz. Ankara’da bir ramazan pidesi 18 lira, bir kilo soğan olmuş 25 lira, 30 lira. Reisleri, milleti soğan ekmek yiyemez hale getirdi. Şimdi aynı troller, ‘Erdoğan düşerse, Mekke düşer, Erdoğan düşerse Kudüs düşer, Erdoğan düşerse, dava düşer’ diye, başladılar salya, sümük ağlamaya…

* Kimse merak etmesin Erdoğan sandıkta düşüp, biz işbaşına geldiğimizde ne Mekke’nin ne de Kudüs’ün düşmesine izin veririz. Ama Erdoğan düşüp biz gelince, ülkede yolsuzluk düşer. Erdoğan düşüp biz gelince, et fiyatları düşer. Erdoğan düşüp biz gelince, süt fiyatları düşer. Erdoğan düşüp biz gelince, soğan fiyatı düşer. Erdoğan düşüp biz gelince, enflasyon düşer. Erdoğan düşüp biz gelince, dolar-euro düşer. Erdoğan düşüp biz gelince, faiz düşer. Erdoğan bu milletin sırtından düştüğünde, milletin sırtına kene misali yapışan, milletin kanını emen Saray yanaşmalarının, trollerin, beslemelerin, beşli çetelerin, oligarkların, uyuşturucu baronlarının, mansıpları düşer. Bunların dava dedikleri, düşecek diye ağlaşıp durdukları tam da budur. Kesilecek hortumlarıdır. Bu tayfa için Mekke de Kudüs de dava da siyaseten ticareti yapılan sözlerden ibarettir. Dava dedikleri cepleridir. Bunlar vicdanlarını, cüzdanlarına koyanlardır.

“YARDIMLARIN 30 MİLYAR LİRALIK KISMI HÂLÂ YATMAMIŞ”

* 50 bin insanın hayatını kaybettiği depremde bile hiçbir sorumluluk almadan kulağının üstüne yatanlardır. Depremin ardından nedamet getireceğine gözlerini rant bürüyenlerdir. Bunlar, düğünde takı takma merasimi yapar gibi görgüsüzce deprem yardım kampanyası açıp yardım paralarını ödemeyenlerdir. Sonu gelmeyen araç konvoylarıyla Kıbrıs’ta itibar şovu yapanlardır. Kıbrıs trafiğini kilitleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısının verdiği rakamlara göre, 115 milyar liralık yardım taahhüdünün sadece 84 milyar liralık kısmı yatırılmış. Yardımların 30 milyar liralık kısmı hâlâ yatmamış. Söz verdiği halde yardımları vermeyenler kim? Depremin üstünden 2 ay geçti. Bugün verilmeyen yardım parası hangi gün verilecek? Hadi henüz yatırılmayan sözde kalan yardımı bir kenara bıraktık.

* Peki, fiilen yatırılan 84 milyar liralık yardım nerelere, kimlere harcandı? Bunun hesabı neden millete verilmedi. Biraz ciddi olun. Ecevit Hükümetinin yaptığını yapın… 1999 Marmara Depreminin ardından dönemin Hükümeti iç ve dış yardımların tek bir hesapta toplanması için Ziraat Bankasında bir hesap açmış. Bu hesaptan yapılan harcamaların amacı dışında kullanılmaması için de 3 kişilik bir müfettiş heyeti görevlendirilmiş. Bu teftiş heyeti paraların nerelere harcandığını hangi ihalelere çıkıldığını bu ihalelerde nasıl fiyat oluştuğunu tek tek raporlamış. Bunu da Resmi Gazete’de yayımlamış. Devlet ciddiyeti işte budur. Bugün deprem bölgesindeki ihalelerin hepsi 21/b’den yapılıyor. Yani sen, ben, bizim oğlan toplanıyor. İdarenin takdiri ile ihaleler yandaşlara veriliyor. Bu ihaleler hangi önceliğe göre açılıyor? Bu ihalelerde oluşan fiyatlar yaklaşık maliyetlerin neden oldukça üzerinde gerçekleşiyor? Bunu millete izah eden kimse yok.

“37 BİN KONUTLUK İHALENİN SADECE YÜZDE 8’İ HATAY’DA”

* Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na göre, deprem bölgesinde, acil yıkılacak, ağır hasarlı veya hâlihazırda yıkık her 100 konuttan, 41’i Hatay’da. Hatay açık ara, depremde en ağır darbeyi yiyen ilimiz. Ancak TOKİ’nin sitesindeki ihale bilgilerine göre depremin ardından deprem bölgesinde yapılan, 37 bin konutluk ihalenin sadece yüzde 8’i Hatay’da. Erdoğan Hatay’da ne diyordu? ‘Biz burası CHP’li demedik. Biz ne dedik, ‘Bunlar da bizim vatanımız bunlar da bizim vatandaşımızdır’ dedik’. Başka ne diyecektin? Hatay’dakileri vatandaşlıktan mı çıkaracaktın? Ama dervişin fikri neyse zikri de o. Dediğin de yaptığın da ortada. En çok yıkılan bina açık ara Hatay’da ama Hatay açılan konut ihalelerinde ilk üçte bile değil. Bunun adı siyasi ayrımcılıktır. Bunun adı, siyasi kayırmacılıktır. Bunun adı, milleti senden, benden diye bölmektir. Bunun adı, kul hakkı yemektir.

“ERDOĞAN’IN RANT HIRSI BİR TÜRLÜ DİNMİYOR”

* O kadar acı yaşandı. Ama Erdoğan’ın rant hırsı bir türlü dinmiyor. Erdoğan’a bağlı Strateji ve Bütçe Başkanlığı daha yeni açıkladı. 57 milyar dolarlık konut, depremde yıkıldı. Toplam zarar 104 milyar dolar. Öncelik bu zararın tazminine deprem bölgesinin ayağa kaldırılmasına verilmeli. Ama Erdoğan iki gün önce çıkmış ‘Kanal İstanbul’un önünü kesemeyeceksiniz’ diye bar bar bağırıyor. Allah akıl, fikir versin ıslah etsin diyeceğiz de, Allah zevali yaklaşan kuluna ayakları yerden kesilsin diye kibir kanatlarını takarmış. Erdoğan’ın durumu tam da bu…

“ERDOĞAN YÖNETİMİNDE SINIRLARIMIZ YOL GEÇEN HANINA DÖNDÜ”

* Bizim devlet geleneğimize göre, ‘Hudut namustur.’ Çünkü sınırlarımız şehit kanlarıyla çizilmiştir. ‘Milliyetçiliği ayakları altına aldığını’ söyleyen Erdoğan hiçbir milli değer tanımadığı gibi hududun namus olduğunu da tanımadı. Erdoğan yönetiminde sınırlarımız yolgeçen hanına döndü. Bu ülkenin şerefli vatandaşlığı pazara düşürüldü. 400 bin dolarlık ev alana vatandaşlığımız promosyon diye dağıtıldı. Milli paramız gibi şerefli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını da işportaya düşürdüler.

* İşte bugün İstanbul Ataköy’de rezidansların seçmen listelerinde neredeyse tamamı Suriye kökenlilerden oluşuyor. Şimdi Saray’ın dışarıdaki ortakları iktidar değişimi kesinleşince ‘Yeni dönemde, Türkiye’nin sığınmacı politikası ne olacak?’ diye telaşa düşmüşler. 13. Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konudaki tavrı ilk günden beri nettir. Önceliğimiz, Türkiye’nin çıkarlarıdır. Saray’da oturan ortağınızla Türkiye’nin başına bu çorabı örmek için yaptığınız pazarlıklar ancak sizi bağlar. Bizim için Türkiye’nin menfaatleri, her şeyden önce gelir.

“ONLAR İSTİYOR Kİ BİZİM ŞEYTAN TAŞLAMAKTAN TAVAFA VAKTİMİZ KALMASIN”

* Bu Hükümet milletin sırtına yüktür. Milletimiz 14 Mayıs’ta silkelenecek ve bu yükü sırtından atacaktır. Seçime haftalar kala artık iktidar değişimi netleşmiştir. Milletimizin sırtına büyük yükler yükleyen bu Hükümet artık saltanat kayığının limandan ayrılma vaktinin geldiğini anlamıştır. Bu nedenle bir taraftan canhıraş şekilde kazanın dibini sıyırmaya bir taraftan da ekonominin her köşesine halefi olacak Hükümeti zora sokacak mayınlar döşemeye koyulmuştur.

* Sanmasınlar ki biz yaptıklarının farkında değiliz. Yaptıkları her şeyin hazırladıkları her tuzağın farkındayız. Biz bu mayınlı arazilerden daha önce pek çok defa geçtik. Onlar istiyor ki bizim Şeytan taşlamaktan tavafa vaktimiz kalmasın. Kendilerini çok akıllı sananlar hiç merak etmesinler millet iradesine kurulan her tuzağı bozacağız. Bunların yerle bir ettiği devlet yönetimini milletimizle birlikte ayağa biz kaldıracağız. Tuzakları kuranlardan da hesabını soracağız. Bugüne kadar milletten çaldıkları ne varsa, hepsini milletimize geri vereceğiz. Milletimiz feraset sahibidir. Kendini unutanlara notunu vermiştir. Şimdi tasdiknamelerini vermek için de sandığı beklemektedir.

“15 MAYIS SABAHI, TÜRKİYE’NİN 13. CUMHURBAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU OLACAK”

* 15 Mayıs sabahı, Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu olacak. Memleketimize bahar gelecek. Şunun şurasında şafak atarsa 40. Bugün plaka Kırşehir’de… Bu vesileyle tüm Kırşehirli vatandaşlarımıza selam olsun.”

“BİR SOĞAN SOYULURKEN YAŞANIYOR DA GÖZLER, HAZİNE SOYULURKEN ALDIRMIYOR YÜZSÜZLER”

Öztrak, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Öztrak, soru üzerine şunları söyledi:

* “Bugün bu ülkede kıymanın kilosu 300 lirayı aşmış. Tek bir soğanın fiyatı 11 lirayı geçmiş. Ramazan pidesi 18 lira olmuş. Yolsuzluk, yoksulluk arşa çıkmış; milletin 418 milyar doları çalınmış; kul hakkı yenmiş bunlara cevap veren yok. İnsanın aklına ister istemez şu sözler geliyor: ‘Bir soğan soyulurken yaşanıyor da gözler, hazine soyulurken aldırmıyor yüzsüzler.” ANKA

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir